VELAYET

_________H U V A L L A H U_________


T A K D İ M


Bismillahirrahmanirrahim


Günümüzde din anlayışında bir yozlaşma olduğu görülmektedir. Din hususu dünyanın ilk zamanlarındaki gibi değerlendirilmektedir.

Zamanımızın umumi kanaatine göre dinin terakkisi dünyanın terakkisine paralel olmuştur. Ancak bu şekilde düşünülmemelidir. Din, dünya terakki ettiği için değil, "Hüve (Allah) her an yeni bir şanda olduğu" için terakki etmektedir. Dünya da Allah'ın bu arzusuna uyarak terakki etmektedir. Zira maneviyat maddiyata değil, maddiyat maneviyata tâbidir.

Bazıları dünya ilerlediği halde din anlayışının aynı noktada kaldığını iddia etmektedirler. Din anlayışının aynı noktada kaldığı iddiası da geçerli bir iddia değildir. Allah'ımızın halk ettiği bu dünyanın yaratıldığından bugüne kadar geri gitmediği, devamlı ileri gittiği hakikattir. Allah'ın lütfetmiş olduğu din-i ilmiyeyi değil, dünya yaşamını esas alarak tatbik etmeye çalışmak manevî terakkiye engeldir.

Âlemlerin yaratıcısının Allah olduğu idrak edilirse bu söz daha iyi anlaşılabilecektir.

Bazı kimseler İslâm'ı Efendimizin zamanındaki yaşam şartlarına göre tarif etmeye çabalarlar. Her zamanın şartları değişiktir. Ve her zamanın gönlü Allah'ın o zamandaki arzusunu Peygamberimizin şeriat-ı ilâhiyesi üzerine insanlara intikal ettirmekle vazifelidir.  Peygamberimiz zamanındaki yaşam şartlarını esas almak yerine Sevgili Efendimizin lütfettiği ilm-i ilahiyeyi esas almak icap eder.

Artık kişiler "senin dinin/benim dinim" tartışmalarını bir yana bırakıp Allah'ın Dininde bir araya gelmelidirler. Herkes Allah'ı kendine göre değerlendirmeyi bırakıp, Allah'ın kendisini nasıl bildirdiğini dikkate almalıdır. Aksi takdirde yapılacak her türlü teşebbüs dünyevîleşmeye, dolayısıyla akîm kalmaya mahkûmdur.

Bu sitedeki çalışmaların mânâ-i münîfini şöyle ifade edebiliriz; Sevgili Efendimiz "Size paha biçilmez iki emanet bırakıyorum. Birisi Allah'ın kitabı Kur'an diğeri de benim Ehl-i Beyt'imdir. Bunlara sarılırsanız asla sapmazsınız. Bu ikisinin hesabı kıyamet günü sizden sorulacaktır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 323) nebevî sözünü buyurmuştur.

İnsanlar Allah'a bir yol bulmak ve yakınlık kurmak isterler. Bunun için de uğraş verirler. Allah'ımız kendisine yakınlık arzu edenlerin bu yakınlığa ulaşabilmeleri için manevî yollar lütfetmiştir. Ancak insanlar Allah'ın çizmiş olduğu yoldan gitmeyip kendi başlarına bir yol tutarak ve Allah'a ulaşmak istemekte, ulaşamayınca da hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Bu, bazı din adamlarının tarif ettiği muamelat ile sınırlanmış olan İslâm anlayışı ile değil maneviyatın özü olan ilâhî ilim ve irfan ile olur. Bu maneviyatı tahsil edenler zaten muamelat noktasında da sıkıntı çekmezler.

İslâm'ı Peygamberimizin (s.a.v) va'z etmiş olduğu şekilde asla sadık kalarak geçen zamana hitap edecek şekilde idrak etmek terakkiye vabestedir.

'A'raf sûresi 181. âyetinde;

"Ve mimmen halakna ümmetün yehdune bilhakkı ve bihî ya'dilune"

"Ve halk ettiklerimizden bir ümmet de vardır ki "el Hak" ile hidayet eder ve Hû ile adalet ederler," buyrulmaktadır.

Sevgili Efendimiz kendisinden sonra Muhaddesun (kendilerine ilham ve beyan lütfolunanlar) ile ünsiyet edilmesini tavsiye buyurmuşlardır. Bu, Efendimiz zamanındaki İslâm'ın asliyyetinin o gönüller tarafından ifade edileceğine işaret etmektedir.

Ümmet peygamberlere tâbî olan yaratılmış varlıklardır. Zamanın imamına tâbî olanlara ümmet denir. Bizler son peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v) tâbîyiz, O'nun ümmetiyiz, çünkü bizim imamımız O'dur.

Muhaddesun Allah'ın lütfetmiş olduğu yakınlığı bularak ilham alanlar manasına gelmektedir. Böylelikle peygamberimiz kendisinden sonra da Hakk yakınlığı bulmuş olan gönüllerden kendi şeriatı üzerine ahz-ı feyz edilmesini beyan etmişlerdir.

Dinin aslı peygamberlere tam uymaktır. Peygambere uymak dine uymak demektir.

Maksadımız uzun zamandır yapmış olduğumuz çalışmalardan edindiğimiz tecrübe ve intibalar ışığında Rabbimizin emirleri mucibince kişilerin bu yoldaki düşünce tarzlarından ortaya çıkan sorular ve meselelerde Allah'ımızın arzuları istikametinde onları aydınlatarak tenvir etmek gayesidir.

Allah'ın rahmet ve inayeti bütün varlıkların üzerine olsun.


ELL HACC HÜSEYİN VEDAD

Haziran 2010